Nicolaus Copernicus

Posted under Bilim Adamları

180px-Nikolaus_Kopernikus.jpgMikolay Kopernik (Lehçe’de “Mikołaj Kopernik”), 1473 - 1543 yılları arasında yaşamış Polonyalı gökbilimci ve matematikçidir. Adının Latince şekliyle Nicolaus Copernicus olarak da tanınır. Güneş Sistemi’ni bugün bilinen şekliyle tanımlayan güneş merkezli teoriyi geliştirerek bilim dünyasının önemli devrimlerinden birini başlatmıştır.


Hayatı
Polonya’nın Torun şehrinde doğan Kopernik varlıklı bir ailenin çocuğu olarak çok iyi koşullarda büyümüş, zamanı olanaklannda en iyi eğitimi alabilmiştir. Henüz on yaşındayken babası ölmüş, amcası tarafindan büyütülmüştür. Amcası tanınmış bir din adamıdır. Çocuk Kopernik de ister istemez bu çevrede büyüyecektir. Oysa o bu çevreyi hiç sevmemiş, bu çevreden uzak kalmanın yolunu okula gitmekle çözmeye çalışmıştır. Bir okul bitince hemen bir yenisine başlayacaktır. Bu çabalar neredeyse otuz yaşına kadar sürmüştür.

O yaşı ilerlediğinde artık üniversite eğitimi almaktadır. Özellikle de İtalya’da Bologna, Padua, Ferrara gibi üniversitelerde eğitim almıştır.

1491 - 1495 yılları Krakov üniversitesinde ; 1496 yılı ise Bologna üniversitesindedir. O buralarda öncelikle gökbilim öğrenmektedir. Bu vesileyle önemli derecede matematik de öğrenmiştir.

İkinci süreç artık onun gökyüzü araştırmalarını ve gözlemlerim başlaması sürecidir. Bir yandan da İtalya’da kalma süresini uzatarak Padova üniversitesine devam etmektedir. Burada tıp ve hukuk eğitimi almaktadır. 1503 de, Ferrara üniversitesinde “Kilise Hukuku Doktoru” ünvanı bile almıştır. Sonunda Warmia’ya kesin olarak geri dönmüştür.

Çok bilgili olarak yetişmişti. Ama Kopernik uzmanlık alanı olarak gökbilim’i seçmiştir. Sonradan devrim olarak anılacak olan çalışmalarına başlamıştır. Oluşturduğu teori Batlamyus ile çatışma halindedir. Kopenik “güneş merkezli” bir sistem öneriyordu. Bunu da kendine özgü yöntemlerle kanıtlamaktadır. 1515 yılına gelindiğinde teorisi hazır vaziyettedir. Onun bu konulan açıkladığı De Revolutionibus Orbium Coelestium - Libri VI başlığını taşıyan makalesi 1543 yılında, Nürnberg’de yayımlanabilmiştir. Böylece çağdaş bilime doğru ilk adımların atılmaya başlandığına tanık olunmaktadır. Bu gelişme deki olumlu aşamalar, matematiğe kadar uzanacaktır. Bu sistem çözümleyici etkisiyle diğer bilim dallarını da yönlendirmiş, hatta düşün dünyası bile bundan kendine bir pay çıkarmayı bilmiştir. Kopernik’teki bu oluşum felsefesini, ileride Immanuel Kant kendi düşünce ilkelerim oluştururken kullanacak, bunu da Kopernik’ten esinlendiğini açıkça söyleyecektir.

Kopernik ile çağdaş ya da ondan sonra gelen gökbilim ustaları artık onun yolunu izleyeceklerdir. Başta Galilei olmak üzere onu takip eden süreçte Kepler, Newton, v.b. için “temel kuram” Kopenik’inkidir. Bu vesileyle Batlamyus teorisi büyük darbe yemiş ve neredeyse ortadan silinmiştir. Böylece “insanın evrenin merkezi olması” ilkesi anlamsız bir ütopya haline gelecek ve artık heliosentrik görüş etrafında birleşilecektir. Bu bütün bir bilim dünyasında değişimlerin başlangıcı demektir. O, üniversitede öğrenim gördüğü süre içinde yüksek düzeyde matematik eğitimi de almıştır. Başta Öklid geometrisi olmak üzere, küresel geometri, düzlem ve küresel trigonometri ilgi duyduğu başlıca matematik konularıdır.

Anlatım biçimi ve tezini savunurken kullandığı dil dikkat çekmektedir. Neredeyse ilk kez “bilim dili” ile konular sunulmaktadır. Bu bilime önemli katkı, önemli bir örnektir. Oysa Batlamyus teorisinin zaten karmaşık olan içeriğine karşın bir de anlatımı zor anlaşılır olunca çok kişinin de esasen ne söylendiğini anlamasını beklemek bir hayaldir. O söylemlerinde, bu açıklığı ve sadeliği, matematiksel bir ifade biçimi kullandığı için başarılı olmuştur. Onun iddiasına göre, hipotez oluşturmada ileri sürdüğü ilke şu olmuştur: En iyi hipotez, en basit ve en kolay anlaşılır olandır. Öyle anlaşılıyor ki, matematiği bu noktada özümseyip çok iyi yorumlamış bulunmaktadır.

Gök kürelerinin hareketi’nin yayınlanması Avrupa’da büyük bir heyecan yaratmamış, astronomlar da dahil olmak üzere pek az kişi bu yapıtın değerini kavramıştır. Genellikle kitapta tasvir edilen sistem, gezegen kataloglarının hazırlanmasına yardımcı olacak yeni bir yöntem olarak benimsenmiştir.

Erasmus Reinhold (1511 - 1553) 1524′de, yani daha Copernicus’un yapıtı basılmadan önce, Güneş merkezli sistemi yeni bir çağın başlangıcı olarak karşılamış ve hemen bu sistemi temele alan ve Tabulae Prutenica olarak tanınan bir gezegen katalogu hazırlamıştı. Bu katalog, o dönemde kullanılmakta olan Alfons kataloglarına göre daha başarılı sayılsa da, umulanı verememişti.

Bazı astronomlar ise Copernicus’tan çok daha ileri gitmişlerdi. Battista Benedetti (1530 - 1590) gezegenlerin meskun olabileceğini söylüyordu. Giordano Bruno (1548 - 1600) ise, Güneş’in rotasyon hareketi yaptığını, kutuplarda basık olduğunu, sabit yıldızların birer Güneş olabileceğini, evrenin sonsuz olduğunu ileri sürmüştü; bilindiği gibi, sonradan bu görüşlerin çoğu doğrulanacaktı. Ancak Bruno, Aristoteles ve Batlamyus kozmolojisine dayanan kilise öğretisine karşı geldiği için dinsizlikle suçlandı ve 1600 yılında bu görüşlerinden ötürü yakıldı.

Tezini ortaya attıktan sonra savunanlar ve karşı görüşler hemen ortaya çıkmış ve bir süre bu tartışmalar devam etmiştir. Ancak çok kısa sürede kesin deliller toplanıp kanıtlar peşpeşe gelince, karşı görüşler yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Kilise bu işte taraf olmuştur. Çünkü Batlamyus teorisinin iflası adeta Hıristiyanlığın zarar görmesi demekti. Çünkü iddia edilmektedir ki bu din Aristoteles felsefesi ve Batlamyus’un evren ve yaradılış yasası esası üzerine kurulmuştur. Bu nedenle Kopernik yasasının ortaya çıkmış olması ve doğruluğunun da kanıtlanıyor olması kiliseyi ve papayı çok rahatsız etmiştir.İşte bundan sonraki süreçte, kilisenin bilimle uğraşanlara karşı çok daha sertleşeceği görülecektir.
Dini çevreler Kopernik’i hoşgörü ile karşılamıyorlardı. En sert tepkiler Protestanlardan gelmişti; Papa’yı İncil’e sadakat göstermemekle suçluyorlardı. Bunların başında Luther ve Melanchton geliyordu. Böyle bir ortam Copernicus ile İncil’i uzlaştırma çabalarına yol açtı. Bir İspanyol İncil’deki şu cümleye dayanarak Yer’in hareketini kabul etmişti: Kim Yer’i yerinden oynattı ve bunun etkisiyle sütunlar sarsıldı.

Bruno’nun yakılmış ve Galilei’nin engizisyon tarafından cezalandırılmış olmasının etkisi çok büyük olmuştu. Nitekim Pierre Gassendi kutsal kitapla uyuşmuş olsaydı, Kopernik sistemini tercih edebileceğini söylüyordu.

Kopernik’in yapıtı ve Kopernik sistemini konu alan kitaplar, 1882 yılına kadar kilisenin yasakladığı kitaplar listesinde yer aldı ve bu tarihte Kardinaller Meclisi, Katolik çevrelerinde Kopernik’in okutulabileceğini ilan etti.

Kopernik 70 yaşında olduğu yıl, yani 1543′de, eseri basılmış olarak eline geçtikten çok kısa süre sonra ölmüştür. Onun diğer notlarını ve çalışma müsvettelerini, yakın arkadaşları derleyip toplamışlardır.
 

Comments are closed.