Bilim adamlarının, 12 Aralık 1970 tarihinde Kenya kıyılarından ilk X-ışın uydusu “Uhuru” yu uzaya fırlatmaları ile, astronominin uğraşı alanı daha da genişledi. Uydu, kısa bir zaman içinde düzinelerce X-ışın kaynağı bulmasına rağmen bu sayıyı ilk iki yıl içinde 339 a çıkarttı. Bulunan bu kaynakların çoğunun şiddeti düzenli iken, az miktarda bulunan diğer X-ışın kaynaklarının şiddeti oldukça düzensiz idi.
Astronomlar yeni kaynakları anlamaya çalıştılar. Onlar için sorun, X-ışınlarının kaynağının ne olduğu idi! X-ışın gözlemlerinden elde edilen koordinatların optik yolla gözlenmesi ile çift yıldızların böyle bir elektromanyetik ışınıma neden olabileceği anlaşıldı. Bununla birlikte gözlemler çift yıldızlardan birinin oldukça sönük olduğunu gösteriyordu. Teorisyenler, X-ışınlarının açıklanabilir bir modelini kısa bir zamanda formülize edip, ortak bir tahminde birleştiler. Görünür yıldızın yüzeyindeki madde, görünmeyen bileşeninin etrafındaki bir yörüngeye çekiliyordu. Çekilen bu madde helozonik bir yol ile görünmeyen bileşenin üzerine ışık hızına yakın bir hızla düşerek, X ışın üretimine neden oluyordu. Devamını Oku »
Kelebeğin Gözleri
Deniz kaplumbağaları büyük akciğerleri ile hava solunumu yapan bir sürüngendir. Vücutları kemik plaklardan meydana gelmiş bir dış iskelet ve bunun üzerini örten keratin pullarla kaplıdır. Soğukkanlı olan deniz kaplumbağalarının kuluçka süresi 30 gün kadardır. Nisbeten sert kabuklu sayılabilecek yumurtadan çıkan yavruların boyları 5 cm. kadar olabilir. Deniz kaplumbağalarını karadakilerden ayıran en mühim Özelliklerden biri ayaklarının suda yüzmeye elverişli bir tarzda yaratılmış olmasıdır. Yüzgeç şeklindeki ayakları ile denizde çok usta bir şekilde yüzen bu kaplumbağalar karada çok acemice hareket ederler. Zaten karaya çıkmalarına da gerek yoktur. Sadece üreme zamanı dişiler yumurtlamak için sahillerdeki kumsallara çıkarlar. Erkekler ise katiyen karaya çıkmazlar.
Ağaçkakanların gagaları ve kafatası kemiklerinin çok sert darbelere karşı koyabilme kabiliyetine sahip oldukları araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılmıştır. Asrımızdaki süspansiyon teknolojisinin çok üstünde bir şok absorbe edici (darbe emici) sisteme sahip olarak yaratıldıkları anlaşılmıştır.
Bütün yuva yapan canlıların içinde, yüksek bir mimarî değerlere sahip yuva inşa eden kuşlar, biyologlar arasında bir hayli ilgi uyandırmıştır. Hatta bir Fransız atasözünde; insanların kuş yuvaları haricinde her şeyi yapabileceği sözü edilir.
Balinaların insanı rahatsız edebilecek derecede, sireni andıran sesleri vardır. Bazen hep beraber koro halinde bu sesi çıkarırlar.
Balıklar denizden dışarıyı ve uzağı daha iyi görebilir. Çünkü bizleri ayna gibi gösteren suda yaşarlar. Bu balığın durumu, güneşli bir günde karanlık bir odanın penceresinden dışarı bakan bir kimsenin durumu gibidir. Dışarıdan içerisi karanlık gibi görünürken, içeriden bakıldığında dışarıdaki herşey olduğu gibi görülür. Su sathı ise tıpkı bir mercek vazifesi yapar.